« ÖNCEKİ ____________ SONRAKİ »
Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us

Kovalamaca...

21/11/2006 ·

 

İstem dışı isteyerek el ele, her gün biraz daha yaklaşmak vardır ölüme... Her gün kapımızı yoklayan, Allah aşkını körükleyen bir misafir ve birlikte yolculuk yaptığımız evrende her saniye yüreğimizden sessizce geçip giden bir yolcu!.. Her gün kovalamak vardır ölümü, bir gün ansızın onun bizi yakalayacağını bile bile yine de kovalamak!..

 

Bazen titreyen yüreklerde, sevgi ve umut arap saçı olsada; dingin sıcaklıkların elleri birleştirdiği ve nedenli nedensiz sevinçlerle sarhoş olunan vakitler... Bazende dar gelen bu dünyada duaların kabulü için yalvarışlarla, gözyaşlarıyla ıslanarak duman duman süzülen vakitler... Öyle ya da böyle, ama her gün bir şekilde her saniye kovalamak vardır ölümü...

 

Problemler içinde fikirleri dağ olan kocaman bir kitap ve bu kitapta sadece kovalayan en müşgül bir virgül olmak!.. Büzülmüş, susan, mahzun bir hakikat var bu kovalamacada. Belli yasalar çerçevesinde; çığlıklar, sevinçler, mutluluklar kovalar birbirini... Ama yine de ilkelerimize bağlı kovalar, herşeyden habersiz sürüp gider bilinmeyene doğru...

 

Bilinmeyeni üç dünya olarak tanımak:

Birincisi; her saniye damla damla beslenen, arzu ve kasvetle akan bir akarsunun nehirlere akıp denizlerden okyanuslara karışması gibidir; bedenen bastığımız toprakta, soluduğumuz havada, içtiğimiz sudadır...

İkincisi; bu kovalamaca oyununda rol alan hiç kimsenin göremediği sadece ve sadece her bireyin içinde yaşattığı dünyadır...

Üçüncüsü; günün ilk ayıdınlığıyla başlayan gecenin sonsuzluğuna merhaba deyip kayan yıldızlara karıştığımız dünya...

 

Şimdilerde; ikinci dünyamla el ele tutuşup çıplak ayaklarla toprak ve ıslak çimenleri ürkütmeden kovalıyorum; siyah saçlarımla serin esen bir yelin çimenleri okşadığı gibi okşuyorum ölümü... Bir sesin titreşimiyle okunan güzel sözler eşliğinde, yanarak içilen bir yudum su gibi, mutluluğu kucaklayarak özlenen bir ağacın gölgesine rüzgâr gibi esiveriyorum.

 

Esiveriyorum şimdilerin sonrasına, bulutlar yastığım olacak, benim için söylenen şarkıları uzaktan sessizce dinleyerek yıldızlarla dans edeceğim. Yeni günün ışıltıları için güneşi, çocuklar için gökkuşağını boyayacağım... Sevenler için gülistan diyarından mis kokular yayacağım. Ay ışığıyla karanlığa meydan okurken, yenik düşen koca dalgalar yakamozlarla barışacak, deniz kızları tebessümle el sallayacaklar bana...

 

İşte o vakit, üç dünyanın en  ((()))  mutlu insanı ben olacağım.

 

 

 

Hadi gel birlikte kovalayalım ölümü...

 

Ez û Tu

 

 

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (1) Yorum yaz! Arkadasina Gönder!

1 yorum yazılmıştır

Yazan:maskeliduygular | Tarih: 2006-11-22 23:48:16
Konu: kim kimi kovalar?

ölüm mü bizi kovalar, biz mi ölümü...???
yoksa hepsi bir oyun ve oyalamaca da bizim mi haberimiz yok...??

derin ve içine çeken bir yazı... tebrik ederim...

hayırlı geceler!

-----------------------


Düzenleyen esperi gün: 11/6/2007 saat: 13:17

Bağlantı »

« BİR ÖNCEKİ YAZI Image Hosted by ImageShack.us BİR SONRAKİ YAZI »
Bu alanı görüntülemek için flash player yüklemeniz gerekmektedir.





Image Hosted by ImageShack.us

O değil midir vicdanlara sığınmış son bir nefes?

Yok mudur duyacak kimse?
Yoksa!
Duymamak mıdır asıl istedikleri?
Tarihe yazsam şimdi bir şiir,
Yazamadıklarımı da toparlayıp,
Dursam kadınca yaşamımda
Başım dik
Dikilsem karşılarına,
Tarihiyle yargılasam,
Utanır mı onca cana kıyanlar?
Utanır mı ölüme göz yumanlar!
Utanır mı hayat denen bu üç günlük yaşam?
Ne dilim varıyor söylemeye,
Ne sayılarını yazmaya,
Ne de hatırlamaya yüreğim...
Halbuki,
O acı çığlıklar hep kulağımda.
Dalarım o masum güzel yüzlere,
O ceylân bakışlı,
O selvi duruşlu fidanlara...
Medeniyetler beşiğine beşik sallarken,
Melekler bile takatsız,
Alırken canları, isteksiz Azrail.
Hele bağrında bebesi ile kapanırken gözleri,
Acıyor tanrıların içi,
Bin kez ölüyor insanlık.
Bir damla yaş oluyor şaşkın bakışlarda,
Hüzünlü bir an sonrası her şey…
Canından can, kanından kan katan değil midir?
O değil midir “Toprak-Ana”dan gelen ezgi?
O değil midir kulaklardaki ses?

O değil midir vicdanlara sığınmış son bir nefes?


Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us